Ara
  • byzakeskin

ALIŞVERİŞİ NEYE GÖRE YAPARIZ?


Alışverişin bir antropolojisi vardır. Üzerimize aldığımız kıyafetten evde kullandığımız havluya varıncaya kadar belli şartlanmaların etkisi altında kalıyoruz.

Bir alışveriş uzmanı, yaptığı araştırmalardan edindiği izlenimlere dayanarak şunları dile getiriyor:

"Aslında ne ürün ne de marka; sadece algı, başka bir şey değil." Evet, aslında her şey sadece algıdır. Yani bir ürün ve marka zihnimizde durduğu şekliyle bizim için önemlidir, yoksa markası ‘o’ olduğu için veya ürünün işlevselliği için değil.

Alışverişin konusu kıyafet olduğunda ve üstüne üstük bir de bayan kıyafeti söz konusu ise işin içine daha farklı argümanlar da giriyor. Bayanlar kıyafetlerini seçerken kendilerine bazı rol modeller edinir ve yine bunu gibi birçok etkilenmelerin tesiri altında alışverişlerini yaparlar.

Bu etkilenmelerin kişi üzerinde bıraktığı izler bir yana zaman içersinde toplumda da kalıplaşmış tarzlar ortaya çıkar ve bu tarzlar bir süre sonra insanların kişilikleri üzerinde tesirini göstermeye başlar. Bu tesir başka bir açıdan kişinin kendi stilini oluşturmayı da bir nebze zorlaştıran bir durumdur.

Şartlanmaların kıyafet seçimindeki dönüşümsel etkisi stilini oluşturmayı zorlaştırır ve bu da bayanları hem görsel hem de psikolojik açıdan olumsuz etkiler.

Bu durumun çözümü için bir dizi önerilerimi bu yazıda ve bundan sonraki yazılarımda dile getireceğim. Ama daha önce kendi tarzını üretmenin, üretebilmenin ne anlama geldiğini anlatalım.

Ten rengi, göz rengi ile saç ve beden tipinin hesaba katıldığı ama daha da önemlisi kişinin sahip olduğu karaktere de uyumlu kıyafet tarzı, ciddi bir özgüvenin yanında dışarıya şu mesajı verir: ‘benim tarzım bu.’ Kişiye ait bir konseptin dışa vurumunun karşılıklı ilişkilerde ve girilen her ortamda hem göz estetiği ve hem de frekans dalgasının önemi çok büyüktür.

Hatta tam bu konuda bir özdeyişi hatırlamakta fayda var: ‘Kişi kıyafetiyle karşılanır ve bilgisiyle ağırlanır’.

Kıyafet her şeyden önce bedenle sanki birmiş gibi bir hava oluşturmalıdır. Emanet alınmış gibi değil. Kıyafet kişinin kendisiyle bütünleşmelidir. Ve sonra renk seçimi ise ikinci stratejik konu olarak önemini korur. Aslında renk konusu üzerinde herkesin çok detaylı olarak durması gerekir. Çünkü rengin iş hayatından özel hayata kadar karşılıklı ilişkilerde önemi oldukça fazladır.

Kişinin kendine uygun olan kıyafeti bulması için aynı zamanda kendini sevmesi de gerekir. Uzak doğu felsefelerinde de ağırlıklı vurgulanan bu konu günümüz içinde aynen geçerlidir. Kendi iç dünyamızla barışık olmamız kıyafet seçimine de etki etmekte ve giydiğimiz kıyafetle uyumlu bir görüntü içersinde duruş sergilemekteyiz.

Yazının başında ki vurgumuza tekrar dönersek, alışverişin bir antropolojisi vardır. Alışveriş kültürel bir eylemdir ve kişi kendi üzerine dönük bir alışveriş eyleminde bulunurken üzerinde oluşturulan kültüre uygun bir davranış sergiler. İşte moda akımlarının yapmak istediği tam da budur. Yani kişiler üzerinde belli beğeni kalıpları oluşturmak.

Çok bariz bir örnek olarak iki yıl önce piyasa çıkarılan bir çizmeyi gösterelim.

Daha önceleri inşaatlarda işçilerin kullandığı plastik çizmeler moda öncüleri tarafından pahalı kıyafetler giyen bayanların bir giysisi haline dönüştürülmesine ne dersiniz? Çok zekice bir yöntem. Ciddi bir ürün inovasyonuna gerek duymadan sadece bir sunum ve pazarlama anlayışı farkındalığı ile ürün segmentasyonunda bir makas atlaması yapıyorsunuz. Bravo..

Ardından ürüne artık üç veya dört misli etiket koymanızın hiçbir mahsuru yok. Alıcısının bu rakamları önemsemediğini biliyoruz çünkü.

Bu anlayış değişimlerinin olmasına karşı olup olmamak bir yana üzerimizdeki beğeni çalışmalarının kodlarını çözmeyi bilmek bizlere önemli avantajlar katacaktır. En azından üzerimizde oluşturulmak istenen kültürün bizimle ne kadar uyumlu olup olmadığını bilmek gibi..

Moda ve Stil Danışmanı Neşe TUNÇ KESKİN

#alışveriş

50 görüntüleme
  • Facebook
  • Twitter
  • YouTube
  • Pinterest
  • Tumblr Social Icon
  • Instagram